Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali bu yıl 44 film ve ücretsiz bir programla yapılıyor. Seçkiden önce, festivalin bu yıl kurduğu soru çerçevesi üzerinde durmaya değer.
Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED) önümüzdeki çarşamba başlıyor ve 11 Ekim pazara kadar sürecek. Festival 13. kez düzenleniyor. Seçkideki 44 film, 90 ülkeden gelen 600’ü aşkın başvuru arasından seçilmiş. Halk Eğitim Merkezi ve Salhane’de yapılacak gösterimler, söyleşiler, atölyeler ve bir sergi de ücretsiz olacak.
Festivalin bu yıl çıkış noktası şu soru: Kararları kimler aldı, sonuçlarından kimler etkileniyor? Ekolojik belgesel çoğu zaman olmuş bir kaybı, kurumuş bir nehri ya da boşalmış bir köyü gösterir. Bu soru ise bakışı kayıptan karara, yani kimin neyi, hangi gerekçeyle yaptığına çeviriyor. Zararın sorumluluğunu kimin taşıdığı da programın açık başlıklarından biri.
Festival ekoloji kavramını geniş tutuyor.
Su, toprak ve biyoçeşitliliğin yanında emek, eşitsizlik, zorunlu göç, savaş ve yaşam alanlarının kaybı da kapsamda. Bu genişlik iki yönde okunabilir. Çevre sorununu teknik bir mesele olmaktan çıkarıp siyasal bir mesele olarak ele alması önemli. Öte yandan kapsam bu kadar açılınca seçkinin dağılma riski de doğuyor. Hangisinin doğru olduğunu filmleri izlemeden söylemek mümkün değil, ama çerçevenin kendisi tartışmaya değer.
Seçki dört bölümde toplanıyor.
Uluslararası Yarışma’da 10 film var ve bunlar Fethi Kayaalp Büyük Ödülü ile Madam Melpo Ödülü için yarışıyor. Öğrenci filmlerinin yer aldığı Gaia Öğrenci Yarışması’nda 7, Panorama’da 15 film bulunuyor. Özel Gösterim’deki 12 film arasında Brezilya’nın yerli seslerine ayrılmış bir seçki, Hindistan’daki ALT-EFF ile ortak hazırlanan ekolojik belgeseller ve Sicilya’daki SiciliAmbiente ile yapılan ada iş birliği kapsamındaki filmler yer alıyor. Bu ortaklıklar festivalin kendi dışındaki festival ağlarına nasıl yaslandığını da gösteriyor.
Yarışma’daki Türkiye yapımlarından biri, Yeşim Ustaoğlu ile Selen Heinz’ın birlikte yönettiği Kuru Taşın Başı. Film, Yusufeli Barajı nedeniyle yerinden edilen insanların toprakları, geçim kaynakları ve hafızalarıyla ilişkisine bakıyor. Dünya prömiyerini Mart 2026’da Selanik Uluslararası Belgesel Festivali’nde yaptı. Konusu itibarıyla festivalin bu yılki sorusuna en doğrudan temas eden filmlerden biri: bir altyapı kararı, o karardan etkilenen insanlar ve geride kalan şey.
Evrim İnci’nin Gelgit‘i de aynı bölümde ve bunun neredeyse tersi bir ölçekte. Karaburun yakınlarındaki bir adada yaşayan keçilere su taşıyan Mustafa Simavlı’yı konu alıyor. Biri büyük ölçekli bir müdahaleyi, öbürü bir kişinin gündelik emeğini izliyor. İki filmi art arda izlemek, aynı soruyu iki farklı ölçekte sınamak gibi…
Felaket görüntüsü sorunu
Savaşın, yangının ve ekolojik yıkımın görüntüleri sürekli dolaşımda ve yalnızca görmek bizi olup bitene yaklaştırmıyor. Festival felaketin estetiğini yeniden üretmek yerine, sularını ve topraklarını savunan, yerinden edilmemek için direnen insanların deneyimine alan açan filmlere yer vermek istiyor.
Belgesel sinemada yıkım görüntüsünün izleyiciyi uzak bir tanığa dönüştürebileceği tartışması yeni değil. Festivalin bu tartışmanın içinde bir yer seçmesi iyi. Ancak “direnen insanların hikâyesi” de kendi içinde bir kalıba dönüşebilir. Bu yüzden iddianın sınanacağı yer filmler olacak.
Programın film dışındaki kısmı temayı genişletiyor.
Neslihan Acar’ın “Emeğin Ekolojisi” ve “İş, Sağlık ve Yaşam Hakkı” başlıklı söyleşileri çalışma koşullarını ve sağlığı ekolojinin içine yerleştiriyor. Bu başlıklar ekolojik belgesel festivallerinde her zaman rastlanan konular değil. Alper Maral’ın ses ekolojisi çalışması ve İdil Schneider-Bulut adına verilen En İyi Müzik ve Ses Tasarımı Ödülü, sesin ekolojik belgeselde ayrı bir konu olarak ele alındığını gösteriyor.
Lalehan Öcal’ın Kolektif Film Okuma Atölyesi filmlere birlikte bakma üzerine. Kenan Kahya ve Yırcalı kadınların katılacağı Mukufluk Buluşması ekoloji mücadelelerinde müşterek emeği konuşacak. Prof. Dr. Turan Takaoğlu adadaki arkeolojik alanlardan birinde bir gezi yapacak, Ümit Hamlacıbaşı da duyusal ekoloji yürüyüşü düzenleyecek. Selçuk Gürışık’ın Malzemenin Devamı sergisi ve sanatçı buluşması da programda. Festivalin afişi Seda Portakal’a ait: Bozcaada fotoğrafı üzerine iplikle işlenmiş bir nakış, ön yüzündeki düzenle ve arka yüzündeki düğümlerle her müdahalenin bir izi olduğunu anlatıyor.
Gönüllülük ve kolektif emekle yürüyen BIFED’e Bozcaada Belediyesi ev sahipliği yapıyor. Avusturya Kültür Forumu, Goethe-Institut İstanbul, Fransız Kültür Merkezi İzmir, Brezilya ve Hindistan konsoloslukları ile yerel işletmeler destek veriyor. Festival Gökçeada’daki film günlerini bu yıl üçüncü kez düzenledi, Güney Marmara Adaları, Limnos ve Sicilya ile de bağlantısı var.
Hedef büyümek değil, birbirinden öğrenen küçük buluşmaları çoğaltmak.