Sanat profesyonelleri ne yaşıyor?
Emeğin bir toz bulutu gibi parçalandığı şu günlerde sanat alanında üretmek, karşılığını almak ve hayatını sürdürmek neredeyse kavramsal bir soruna dönüştü. Kültür sanat alanında üretim yapan, yazan ve eleştiren kişilerin bugün geldiğimiz noktada hiçbir ücret beklentisi olmadan yazmaya devam etme çabası ya da çok düşük ücretlere kötü şartlarda çalışıyor olması bugünün konusu olmasa da sistemsel bir yaklaşımın ürünü.
Geçtiğimiz günlerde AICA Türkiye*, 2026 yılı ikinci yarısı için belirlenen telif ve ücret tarifesini yayınladı. Bu tarifeye göre telif ücretleri adil görünse de asıl sorun bu ücretlerin sektörde karşılık bulması konusu. Sanat yazarları ya da profesyonelleri (bu, sanatçıdan bağımsız bir değerlendirmedir ki onlar için de durumun pek farklı olduğunu düşünmüyorum) bu alanda güvencesiz ya da çok düşük ücretlerle, gönüllülük usulüne dayanan bir yaklaşımla çalışmaya devam ediyor. Buradaki asıl sorun alanın hayatını sürdürecek bir iş olarak görülmesinden ziyade kazanılacak bir ün, otorite olma yolunda gidilen gönüllü bir emeğin sonucu olarak görülmesi.
Tarihsel olarak baktığımızda dünyanın birçok yerinde bazen bir yatırım ürünü bazen de bir statü göstergesi olarak konumlanan sanatın, toplumun gerçekliğinden uzaklaşmasına yabancı değiliz. Sanatın bugün klişeleşmiş beyaz küp kavramından uzaklaşma çabası aslında ne kadar emek harcanırsa harcansın yüksek bütçeli fuarların ve artwashing dediğimiz, kurumların sponsorluk faaliyetleriyle kendini aklamasının birer sonucu. Toplumun kültür ve sanattan ayrı yollardan yürümesinin birçok yapısal sebebi olsa da bu uzaklaştırmanın önemli bir sebebi de alanın bilinçli olarak “daha elit” ve “anlaşılması zor” algısının oluşturulması. Sergi yazılarının ağdalı dillerle yazılması, akademinin öğretilerinde oturmuş jargonların katılığı hatta bazı durumlarda bu alanda üretim yapanların gerçek bir iş yapmıyormuş gibi algılanması. Yani bu çıkarımda alanın genel sorunlarının yanında anlatıcının değeri de önemli…
Markaların ya da otoritelerin (kanal, gazete, marka) bağımsız çalışanlardan uzak durmasının bir sebebi de elbette sosyal medyada olan takipçi kitlesinin sayısıyla orantılı. Bir yazarın bugün kendine eleştirmen dememesinin sebebi niteliğinden şüpheleniyor olması ya da sadece mütevazi oluşu değil elbette. Eleştiri dediğimiz şeyin anlamını özellikle sanat alanında çoktan yitirmiş olması. Bir alan düşünün ki sergilenen her işin muhteşem derinliği olsun… Bültenlerden arta kalan metinler hepimizin diline pelesenk olurken geldiğimiz nokta sevgili Kaya Genç’in Art Unlimited’a yazdığı sanat yazarları eleştirisiyle paralel. Bu noktada kendisinin değerlendirmesine eklemek istediğim birkaç not olduğu için de bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Kendisine ayrıca teşekkür ederim.
Ana akım kanallarda kayda değer sanat programlarının olmaması ya da tematik kanalların gazeteci ya da programcıdan kendi sponsorunu bulup ödeme alarak yayın yapma isteği sadece yozlaşmış yayın akışından kaynaklanmıyor. Bunun çok derinlerde sistemsel bir sorun olduğunu sesli olarak dile getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bugün galeriler ya da etkinlik düzenleyicileri “gazeteciler soru bile sormuyor” dediğinde bunun temelini gazetecilerin alandan neredeyse aforoz edilme ihtimalinin varlığıyla da değerlendirmemeli miyiz sizce? Çünkü hem hayatlarını idame ettirme ihtiyaçları hem de alanda tutunma ihtiyaçları yok mu sizce de? Zaten istedikleriniz yazılmıyor mu, farklı ne sormasını bekliyorsunuz?
Sanat profesyonellerinin bu durumda olmasının bir sebebini de aslında ülkenin genel sorunlarından biri olan birlik, oda ya da bir STK’larının olmayışına da bağlayabiliriz. Emeğin prestij olarak değerlendirildiği, prestijin de sayılar ve otoritelerle ölçüldüğü bu sistemin yazara, gazeteciye ya da sanat profesyoneline işini yaptığı için değer verilmesindense sermayeyi elinde tutanın değerlerine göre ölçülmesi manidar. Bu arada hem üzülerek hem de gururla söylemek isterim ki Hot Magenta’nın bağımsız bir yayın olarak yazarlardan, gazetecilerden veya sanat profesyonellerinden değerlendirme, makale, işbirliği ya da proje istememesinin tek sebebi şu an ayırabileceği bir ücret politikasının olmamasıdır.
Farklılaşmak, yapabilmek ve anlaşılabilmek umuduyla.
Sevgiyle,
*AICA Türkiye (Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği Türkiye Şubesi), sanat eleştirmenliğini bir disiplin olarak geliştirmeyi, görsel sanatlar ve estetik alanındaki iletişime katkıda bulunmayı ve sanatsal ifade özgürlüğünü tarafsız bir şekilde savunmayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşudur. Merkezi Paris’te konumlanan Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği’nin ulusal şubesi olarak faaliyet gösterir.