Dünyanın en prestijli tasarım etkinliği Milano Tasarım Haftası, bu yıl “Be the Project” temasıyla kapılarını açtı. 20-26 Nisan tarihleri arasında şehri dev bir laboratuvara dönüştüren etkinlikte; sürdürülebilirlik bir “etiket” olmaktan çıkıp somut bir mühendislik harikasına dönüşürken, teknoloji ve zanaat arasındaki sınırlar belirsizleşiyor.

Fuorisalone kapsamında Palazzo Litta’da sergilenen Lina Ghotmeh imzalı “Metamorphosis in Motion”, barok mimari ile kinetik tasarımı buluşturarak ziyaretçilere yaşayan bir mekan deneyimi sunuyor. Öte yandan Brera ve Durini bölgelerinde yoğunlaşan enstalasyonlarda, dijital sanat ile fiziksel formların kusursuz entegrasyonu dikkat çekiyor.
Google’ın bu yılki “Making Sense of Color” sergisi, tasarımın sadece göze değil, doğrudan sinir sistemine hitap ettiğini kanıtlıyor. Rengin ve ışığın insan biyolojisi üzerindeki etkisini odağına alan bu deneyim, “well-being” (esenlik) kavramının 2026 tasarım dilinde ne kadar baskın olacağının bir göstergesi.
Haftanın en çok konuşulan etkinliklerinden biri olan Alcova, bu yıl yine terk edilmiş tarihi mekanları (Villa Bagatti Valsecchi) deneysel tasarımla canlandırıyor. Bağımsız tasarımcıların miselyum (mantar kökü), kahve atığı ve geri dönüştürülmüş tekstil gibi malzemelerle ürettiği işler, sektörün malzeme devrimine hazır olduğunu gösteriyor.
Tasarım artık sadece neye sahip olduğumuzla değil, nasıl yaşadığımız ve dünyaya ne bıraktığımızla ilgileniyor. 2026, formun fonksiyonu değil, etik ve deneyimin formu takip ettiği bir yıl olarak kayıtlara geçiyor.