Çağdaş sanat sıklıkla sınırların belirsizleştiği, bazı durumlarda anlaşılamaz addedilen ama doğası, yola çıkış serüveni ve içinde bulunduğu dönem gereği birçok şey anlatmayı hedefleyen bir yapıya sahip. Sanatçılar bu çağda hiçbir şey söylememe özgürlüğünü ceplerinde taşımakla birlikte; sistemi bambaşka taraflardan eleştiren, işleriyle bakışlarımızı tersyüz eden yaklaşımlar ortaya koyuyorlar. Bu noktada sanatçı, eser ve izleyici arasında tıpkı Umberto Eco’nun “Yorum ve Aşırı Yorum”da bahsettiği gibi bir ilişki doğuyor. Sanatçı anlatmak istediğini eser aracılığıyla aktarırken eser sanatçının atfettiği anlamdan tam olarak ayrılmamakla birlikte sıyrılıp izleyicinin yorumunda tezahür ediyor. Bir diğer bakışla anlam, artık Foucault’nın da tartıştığı gibi sadece erkin, iktidarın ya da otoritenin kurduğuyla sınırlı kalmıyor, sanatçının kültürü, deneyimi ve anlatmaya çalıştığıyla şekillenip izleyicinin konumu ve bakışıyla yolunu buluyor.
Belki de çağdaş sanatın zorlayıcı yanı tam da burada yatıyor. Tek ve kesin bir anlam sunmak yerine izleyiciyi bu anlamın ortak üreticisine dönüştürüyor. Dolayısıyla eserle kurduğumuz ilişki, sadece sanatçının ne anlatmak istediğiyle değil, bizim onu nasıl okuduğumuzla da şekilleniyor.

Geçtiğimiz günlerde Plume Mag yayın yönetmeni, küratör Bihter Ayyıldız’ın ev sahipliği ve moderatörlüğünde düzenlenen “Artist Talk”ın bir etkinliğine katıldım. Sanatçıların üretim pratiklerini kendi anlatılarıyla paylaşmalarına alan açan bu etkinlik, hem sanatçıyla yakından iletişim kurmanıza hem de davetlilerle o günün sanatçısı ve onun çalışmaları, hayata ve işlerine bakışı ile ilgili çok keyifli bir bağ kurmanıza olanak sağlıyor. Ayyıldız, konuğu sanatçı POLVO ile sanatın ifade biçimlerine ve POLVO’nun sanat pratiğine değindi. Bunun yanında konuşmada normlar ve bariyerlerin sanatçı tarafındaki karşılığından bahsedildi. Konuşma boyunca sanat üretiminin çıkış noktaları ile bu üretimlerin toplumsal karşılıkları üzerine verimli bir tartışma yürütüldü, oldukça keyifliydi.
POLVO, siyaset bilimi formasyonunu çağdaş sanat pratiğinin merkezine taşıyan bir sanatçı. Üretimlerinde iktidar, beden politikaları, toplumsal cinsiyet, bireyin kendine yabancılaşması ve kültürel normların nasıl inşa edildiği gibi meseleleri ele alıyor. Ancak bunu doğrudan didaktik bir dille değil; popüler kültür referansları, mizah ve ironiyi bir araya getiren okunabilir bir görsel anlatı üzerinden kuruyor. Kendi ifadesiyle amacı normun kendisini yargılamak değil, onu görünür kılmak ve tanımlamak. Bu yaklaşım, izleyiciyi mevcut toplumsal kabulleri yeniden düşünmeye davet eden eleştirel bir alan açıyor.
Heykelle başlayan sanat pratiğini bugün video ve enstalasyon gibi farklı disiplinlerle sürdüren sanatçı, sosyal bilimler altyapısını üretimiyle birleştiriyor. Reklamcılık deneyimi ise iletişim dilini ve anlatı kurma biçimini besleyen önemli bir katman oluşturuyor. Sanata, çoğunlukla sesi duyulmayanların perspektifinden baktığını söyleyen sanatçı, azınlıkların görünürlüğünü artırmayı ve güç ilişkilerini görünür kılmayı önemsiyor. Ona göre çağdaş sanatın sınırlarını belirleyen şey ise eserle birlikte izleyicinin onu okuma biçimi; bu nedenle her üretim, farklı yorumlara açık yaşayan bir karşılaşma alanı olarak var oluyor.

Artist Talk’ın sanat alanındaki konumlanmasını oldukça değerli buluyorum. Sanatçı ile izleyici arasında doğrudan ilişki kuran bu tür buluşmaların çoğalması gerektiğine inanıyorum. Çünkü kimi zaman bir eseri anlamaktan çok onunla ilişki kurmak, çağdaş sanatın açtığı düşünsel alanı deneyimlemenin güçlü yollarından biri oluyor.