Işığın hayatımızdaki yeri umuda yol alır bana kalırsa. Bir bakıma kontrolün elimizden gittiği, gözümüzün görmediği ve aslında birey olarak tutkuyla bağlandığımız yegane şey olan bilgiye dayanır… Bilmemek yüreğinde ağır bir yüke döner zamanla ve kişi aslında hem kendinden hem de dünyadan uzaklaşır. Aydınlık bilmekle eştir. Fakat, klişe gibi gelse de kulağa, dengeyi sağlayan karanlığın varlığıdır. Doğanın da kanunu bu olduğuna göre karanlığın keşfi ile başlar her şey.
Bana bunları yeniden düşündüren geçtiğimiz günlerde gittiğim Chi Art Gallery’nin “Be the Sun” başlıklı sergisi oldu. Sergi, ışığa ulaşmanın yolunun karanlığı keşfinden geçtiğine vurgu yapıyor. İnsanın kendi güneşi olabilmesini önce kendi karanlığıyla yüzleşmesine bağlıyor ve bu yüzleşmeyi bir zayıflık değil dürüstlük biçimi sayıyor.


Aslına bakarsanız ben yaz mevsimini hep neşeyle eşleştiririm, hafif ve dingin bir o kadar da enerjik gelir bana bu mevsim. Severim. Kaos ve karmaşadan hemen önce sakin ve cıvıl cıvıl bir miskinlik haline dönüşerek hazırlar bizi bir sonraki koşturmamıza. O yüzden aynı enerjide ve hafiflikte konular ararım yazın hep, kendimi gelecek olanın derinliğe hazırlamak için… Be the Sun, bu anlamda beni biraz şaşırtan bir sergi oldu; ışıkla hemhal olan beni, beklemediğim bir anda önce karanlığa dönüp bakmaya ikna etti.
On beş sanatçının bir araya geldiği bu kadar geniş bir kadroyu tek bir fikrin altında toplamak, bazı işlerin kendi meselesini bu ortak anlatıya feda etmesi riskini de taşıyor. Fakat, sergi aldığı riskin hakkını vermiş bana kalırsa. Özellikle Daniel Horoz’un bana hissettirdiği, belki de bir anma olarak; karanlığın içinden çıkma umudunu yansıtan “Yeşeren Antakya” eseri, serginin bağlamını çok net anlattığını düşündüğüm Yunus Özaksu’nun “Otoportre” eseri ve Loya Kader Öztürkmen’in yaşamın temeline atıf yapan bir nesneyi, eleği dönüştürdüğü eseri “Until I Laid Eyes on You” beni bu kanıya yöneltti. Bunların yanında resimden nakışa, kompozit heykelden kâğıt işlere uzanan geniş yelpazenin tek fikir etrafında bu kadar rahat toplanabilmiş olması anlatıyı duruşla eşleştiriyor.

Be the Sun, şu cümleyle vaad ediyor anlatmak istediklerini:
“Tüm mevsimlerde kendi güneşi olmaya cesareti olanlara ilham olmak dileğiyle…”
Aziz Çınar, Feyza Çoban, Ekinakis, İrfan Erdal, Erman Gürcüm, Daniel Horoz, Buket Ada Kılıç, Ceren Müftüoğlu, Yunus Özaksu, Cem Öztürk, Loya Kader Öztürkmen, Çiğdem Polat, Ege Subaşı, Ufuk Güneş Taşkın ve Elif Tutka’nın eserlerini bir araya getiren sergi, 28 Ağustos 2026’ya kadar Kadıköy’deki Chi Art Gallery’de izlenebilir.
*Kapak görselindeki eser: Ege Subaşı, Obscurity, 2023, Kağıt üzerine yağlıboya, 14 x 13,5